Salı, Aralık 07, 2010

Paris

Paris farklı lezzette bir şehir... Bu şehri gördükten sonra başka bir şehirden bu kadar etkilenmek mümkün olur mu bilmem! Aklım hala oralarda...

Gezecek, görecek çok yer var...


Sen Nehri'nin ikiye böldüğü kent tarih boyunca nehrin etrafında yayılmaya başlamış. Tıpkı denize atılan bir taşın yarattığı halkalar gibi dairesel bir şekilde büyümüş şehir. 1850lerde kalabalık ve dağınık sokaklar yıkılmış ve ızgara sistemiyle şekillendirilen ağaçlıklı geniş yollarla düzenli bir şehir yaratılmış. Zaten Eyfel Kulesi'ne çıkıp da şehri tepeden gördüğünüzde sokaklar pasta dilimi gibi!

Sen Nehri'nin kuzeyi sağ yaka, güneyi ise sol yaka olarak geçiyor.

Şehri gezerken her an her yerden karşınıza bir sanat eseri çıkabiliyor.

Bir kereyle olmaz bence. Mutlaka birkaç kez gidilir bu şahane şehre... SeVDiiM'le benim 4,5 güne sığdırdıklarımızı yazıyorum buraya. Hepsinin detayları pek yakında yine hayatyelpazem 'de olacak.

Küçük kitapçıları, minik kafeleri, şarap butikleri ve şık minik dükkanları ile insanı bir filmde hissettirirken, Sorbonne Üniversitesi ile insanda tekrar üniversitede olma hissi yaratıyor. İçimde bitmeyen bir istekle bekleyen doktora arzum depreşti oralarda :)

Paris'ten kısa kısa yazdığım notlarımParis'teki kapılar ve Eyfel Kulesi'nden sonra işte size toplu halde gezilecek, görülecek yerler...

Eyfel Kulesi - tabii ki en başta gidilecek yer! Gece gidin derim. Işıklarla bambaşka.



Notre-Dame Kilisesi - Fransız Devri'minden sonra terkedilen ve viraneye dönen bu kilise Victor Hugo tarafından hayata döndürülüyor.



Louvre Müzesi - Antik uygarlıklardan 19. yüzyıla kadarki heykel ve resim örneklerini birarada görebileceğiniz, en önemlisi Mona Lisa'yı yakından görebileceğiniz müze. Tam bir gününüzü bile ayırsanız tamamını gezebilmek pek mümkün değil.



Versay Sarayı - 14. Louis tarafından inşa ettirilen ve aynı anda 20.000 kişi barındırabilen Avrupa'nın en büyük sarayı. Meşhur Versay Antlaşması da bu sarayda imzalanmış.


Orsay Müzesi - Yıkılmaktan kılpayı kurtulan şehrin ana istasyonu kapatıldıktan 47 yıl sonra müzeye dönüştürülmüş. Yine geniş bir zaman dilimine ait hem resim hem heykel örnekleri var. Picasso, Monet, Rodin aklıma gelen ilk isimler. Müzede fotoğraf çekmek yasak. Müze çıkışında da tesadüfen bir dosta rastlayınca fotoğrafı unuttuğum için buraya ait fotoğrafım yok.

Galeri La Fayette - Paris'in en meşhur mağazası. Satılan markalar arasında Chanel de var Zara da...


Sainte - Chapelle - Adliye'nin içindeki kilise. Vitraylı pencereleri görülmeye değer.



Arc de Triomphe - Napolyon tarafından yaptırılan gösterişli eserlerden biri.



Champs - Elysees Bulvarı - Şanzelize! Makinemin pili burada bittiği için fotoğraf yok...

Pantheon - Umutsuz hastalığından kurtulan 15. Louis tarafından yaptırılmış tapınak, kilise. Alt katı bir mezarlık. Emile Zola, J.J. Rousseau, Victor Hugo ve Voltaire burada yatan bazı ünlülerden sadece birkaçı...


Dome Kilisesi - Napolyon'un yattığı kilise. 


Ayaklarımıza kara sular inene kadar gezdik şehri. Yürümek yorucu ama bir o kadar da sürpriz dolu bir yöntem bilmediğiniz bir şehri gezmek için.

Anlatacak çok şeyim var şimdi. Bugünlük bu özetle idare edeceksiniz artık. Sonra birlikte gezmeye devam :)

Gezip görmüş olanlara nostalji, henüz görmeyenlere de inşallah tez zamanda gezecekleri günden önce rehber olsun yazdıklarım. 

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails