Pazartesi, Mart 01, 2010

Tokyo

Japonca kitap kapakları... Afişlerin Japonca çevirileri, çizgi filmlerin japonca başlıklarla DVD haline getirilmesi... Japonya’da 14.kez düzenlenecek Kitap Fuarı’na yaptığımız hazırlıklar elbette bunlardan ibaret değil... Bir de evlere şenlik bir çevirmenimiz vardı ki... Şirinliğini anlatamam... Dünyanın en kibar kadını bu kadın olmalıydı... Çevremde elini ağzına götürerek gülen kaç kişi var ki? Ajansa girdiğinde önce başıyla hepimizi selamlıyor, sonra sanki üzerinde kimonosu varmış gibi minik adımlarıyla masama doğru geliyordu. Bütün Japonlar böyle mi acaba diye düşünürken Japonya’ya benim gideceğim kesinleşti. Apar topar alınan Japonca – Türkçe sözlük, Japonca konuşma klavuzu ve uçak biletim...

Temmuz 2007… Türk Hava Yolları’nın tarifeli uçağı ile gittim Tokyo’ya. Japon Hava Yolları ile ortak yapılan uçuşun neredeyse tamamı Japonlardan oluşuyordu. Uzun bir uçuştan sonra Tokyo Narita Havaalanına yerel saatle 11.20’de indik. Hava feci nemli ve kapalıydı. Yaklaşık 11 saatlik uçuştan sonra almam gereken üç valizden sadece ikisini alıp gümrükten çıktım. Havaalanından beni otele direkt götürecek Airport Limousine Bus iki saat sonra kalkacaktı. Elimdeki valizler ağır olduğu için metroyla gitmeyi hiç düşünmedim. Elimdeki valizler ağırdı, ama... Ama daha ağır olmalıydı... Aman Allahım bir valizimi içerde unutmuştum. Unuttuğum fuardaki standın dekoruydu... Ah benim akıllı kafam... Sen kalk ta İstanbul’dan gel Tokyo’ya, ama geliş amacın olan fuarın dekorunu elin valiz bandında unut... O panikle eşyalarımı toparladım ve gördüğüm ilk bankonun arkasındaki kıza yaklaşıp valizimi içerde unuttuğumu söyledim. Kısa bir telefon görüşmesinden sonra, panik halinde benden özürdileyerek kendisiyle gelmemi söyleyen bir başka kız geldi yanıma. Valizini unutan bendim, ama özürdileyen onlar. Anladım ki kibarlık bu milletin genel özelliği… Dekoruma kavuştum ve ardından mışıl mışıl uyuyarak otelime ulaştım.

Japonlar dünyanın en kibar, saygılı ve güleryüzlü milleti... İş görüşmeleri öncelikle kartvizit değiş tokuşuyla başlıyor. Kartvizitleri size öyle bir sunuyorlar ki zannedersiniz kraliçe oldunuz size tacınızı teslim ediyorlar. Toplantı süresince masanın üzerinde kalıyor kartvizitler. Bu size olan saygılarını gösteriyor. Siz de aynı şekilde karşı tarafın kartvizitini masanın üzerinde tutuyorsunuz. Benim İstanbul’da yaptığım toplantılarımın %90’ı toplantı süresine göre ilk beş ya da on dakikası havadan sudan bahsetmekle geçiyor. Oysa Japonlar geliyorlar, kartvizitlerini veriyorlar, kartvizitinizi alıyorlar, ne iş yapılabileceğini konuşuyorlar ve eğile eğile teşekkür edip standınızı terkediyorlar. Ben bu kadar sonuç odaklı bir toplantı daha yapmadım galiba...

Japonya’da aklınıza gelecek her türlü ihtiyaç için sokaklarda, alışveriş merkezlerinde, otellerde vb. gibi kalabalık yerlerde makineler var. Bozuk para atıp şemsiye, çorap vs. aklınıza ne gelirse anında orada alabiliyorsunuz. İlk gün otele yerleşip fuar alanına gitmek üzere elimde fuar malzemeleri otelden çıkar çıkmaz yağmur yağdığını fark ettim. Şemsiye getirmiştim ama yukarda odada. Bu kadar eşyayı tekrar otele götür, bir yere bırak, odaya çık diye düşünürken otelin girişindeki makine gözüme çarptı. Bozuk para atıp şemsiyemi aldım… Hayatı kolaylaştırmak için her şeyi yapmışlar.


Kurallara da bu kadar uyan bir başka millet görmedim. Sokaklarda sigara içme alanları var. Öyle elinizi kolunuzu sallayarak sokakta yürürken sigara içeyim, sigaram bitince de yere atıp ayağımla ezerek söndüreyim gibi bir lüksünüz yok. Sigara tiryakilerine özel belli alanlarda çöpler var. Bu çöp kutularının etrafında öbeklenmiş insan grupları uzaktan gökyüzüne yayılan sigara dumanından belli oluyor. İşin ilginç tarafı bu alanlar gözle görülür bir şekilde sınırlanmamış, ama insanlar tıklım tıkış o alanda durup sigaralarını öyle bitiriyorlar.

Tabii balık ve deniz ürünleri cenneti olan Japonya’da süpermarketlerin halini de atlamamak lazım. Marketin neredeyse %85’i balık ve deniz ürünleriyle dolu. Hayatımda hiç görmediğim balıklar, canlı ıstakozlar, karides, kalamar… Yok yok! İnsanlar kesekâğıdında bizim ekmek aldığımız gibi balık ve bilumum deniz ürünü satınalıyor. Balığın bu kadar bol olduğu memlekette az yetişen bazı meyvelerse oldukça pahalı.

Bir de çok çok organizeler. Koskoca fuar alanı yarım saat içinde düz bomboş bir alana dönüştü, fuar bitiminde. Saat 18.00’de son bulan fuar alanı 18.30’da bomboştu. Tüm stantlar demonte edilmiş ve toplanmıştı. Bense ayakta diğer Türklerle yanımda malzemelerim fuar kritiği yapıyordum J

Japonya’dan aklımda kalanlar; sushi, tertemiz sokaklar, ışıltılı caddeler, yüksek binalar, hızlı trenler, teknoloji, kalabalık, tapınaklar ve tabii ki kare karpuzlar…

Çok fotoğraf çekemedim, buraya da koyamadım... webde en güzellerini bulursunuz :)


LinkWithin

Related Posts with Thumbnails